21 Ekim 2010 Perşembe

İnsan OLduM!



Küçük bir odada olanları anlatmak için, klavyede tuşları hafifçe ezerek başlamanın bir yolu önce ufka bakmaktır. Doldur boşalt kelimeleri, ardı sıra koşan cümleleri yakalayabilme çabasının hakkını vermek gayret ister . Gün doğumunda damaktaki tadı, yastığa kavuşunca bedendeki ağırlığa, zihne, lezzetli bir şeyler anlatmak gerek ve umarsız, kısıtsızca üzerimize yağacak tüm acabalardan korkusuzca olanı dillendirmeli. Başlamalı kaymak tadı hikayelere, göğüsler siper edilmeli tereddütlere ve takılmadan hecelere hoyratça koşmalı koşmalı, yorgunluktan dizlerin feri kaçana dek uzaklaşmalı engellerden...
            Yaşadıkça güzeldir hayat.. Yaşadıkça, kazıyarak tırnaklarla, tırmanmak yukarılara güzeldir. Fırtınalı gecelerden geçerken yüreğe konmuş güven veren huzura sığınarak bir başka güne gelineceğinden emin olmak düne itimadın bir gereği, ellere sıkıştırılmış anahtardır. Güvenmeden bir başkaya yol alan bir adamın masalını yazmak, ona pek ağır ifadeler yüklemeden arabesksiz, ironileştirmeden, Yunan mitolojisindeki kahramanların akıl almaz becerileri gibi her olanda imkânsızlıkları başarmış, iyi yürekli sersem tavrı sarmalamadan ona kimlik vermeli, sadece vatandaş kimliği biçmeli bilsinler gayretinden uzak olarak.
            Adamı anlatmalı yaşların bağrından kaçınarak, adamı anlatmalı keman gıcırtılarının meydana serildiği, melodilerin dans ettiği anlarda yüreklere su serpen benden epeyce uzaklara giden gecedeki adamı.
            Sevgili sen,  beklediğim kırağı vakitlerinden gelirsin diye. Bekledim çocuk umutlarının yüreğimde harmanlayıp dükkânlardan elma şekeri alıp Ayşe seslerine sarmalamayı, bekledim. Bekledim prenses ayaklarının Hasbağlar toprağını ezmesini, şiddetle esen rüzgârın için atılmış zerreciklerini ciğerlerime solumayı ayaz soğuklarında hasretlere bulanıp. Şimdi o uzaklarda gördüğüm yarınlara pek az vakit kalmıştır. Şimdi kulakların pasını silmeye, yüreklerdeki ekşiliğe lezzet katmanın arifesindeyiz ya ondan bu yaşlara gebe oluş, ondan burunlara salınmış kahve acılığı.
Gördün mü beklediğimi bildin mi? Geleceğim yerlere ben gibi sözleri, ben gibi gözlere temas edecek adamın resmini ellerine çizip o an geldiğinde selamın hasını vermek üzere ellerini kaldıracak mısın başın üstüne.
Odaları sessizlik kaplamıştır. Odaları rüzgârın geceyi boğan gürültüsünden kaçmanın telaşı doldurmuştur. Uykularda ve uykusuzluklarda biriktirdiğim cümlelerimi kirpiklerime sakladığımı, onların bazı apansız hücum ederek satırlara akmasını istediğimi bildim mi?
Bugün yarının arifesidir. Bugün yarındaki neşeleri biriktirme vaktidir. Depolardaki hüzünleri harcamak için acabaların satırbaşı edilmekten imtina edileceği anların kuyruklarda perişanlıklarını katlama bekleyişidir. An gelince gönüldeki maskeleri savurup benlere kavuşup biz saflarına, biz hanelerinde soluklukları salıvermeye, besmeleli bakışları yoğunlaştırarak taze anıları şükürlerle Mevla’ya gönül teknelerinde yoğuracağız.
Kabul anlarda mazeretlerimizde kalmayacak… Kabul yorgunluklardan, odalara, taş duvarlar arasında sabitlenen bedenlere sitemlerinde esamisi okunmayacak. Denilecek ki seslendiğim yerlerdedir maddem, seslendiğim huzurlu mabetlerdedir ruhum. Ben sana geldim duydun mu? Ben sana seslendim işittim mi gizine cevabını mırıldanarak tebessümle yanıtlayacağım.
Ve diyecek ki  kirpiklerimin taşımaya gücü yetmediği..
”Yuvama kavuştum. İnsan Oldum!”

1 yorum:

Hülya dedi ki...

işte o an geldiğinde nefes başlar güller açar hanemde...sabırsız ve heyecanlıyım şiir adam...az kaldı yaşamaya...sevdaya...sağlıcakla...