4 Ekim 2010 Pazartesi

Neşeli neşeli

Bazı kelimeleri harmanlayıp düş sokaklarında haykırası geliyor insanın.Uzun terli yürüyüşlerde vardığı yerden kelimeler topluyor ve sus sesleri anlarında söylenecek paragraflar birikmiş oluyor. Özlerinde bereket harmanlanmış yüksek yerlerden bakarken memleketin içine sığmayan kadife seslerinden teşekkül etmiş o uzak lahuti sesleri duyarken, bir şekilde başkalaşıyor hisler, yürüyüşler değişiyor...
Aslında nedir bu diye sorulsa belki bende tarifi yok...Nedir bu diye sorsam ıslanmış bedene ısrarla ve şiddetle vuran yağmur tanelerinin üstümüze yıktığı yılgınlığı,az sonraları ummayı belkide anlatmanın yolu yok. Yokların içtima ettiği anlarda, ter gibi alından hızla düşen yağmur tanelerinin üç klavye tuşuna basarak yumuşamış ellerden çıkacak seslere ortak olması ne garip oysa. Ne gariptir Konak Tepede güneydeki yağmur bulutlarını süzerken bakıvermişsin Birgüle ve önceleri görmişsün kendini perdelerde...
Yelkenlerle akdenize açılıp derin mavi düşlere kuş olup kanatlanacağız sanır insan ufuklara daldığında.Biraz daha uçurumun ilerisine yol alsaydım belki çırparak kanatlarımı gökyüzüne yükselecek o enginlere yakın olarak hikayelerdeki kahramanların şiirsi sahillerine yol alacaktım. Motorlu kayıklarda mavilerde, denizlere özlemimi serinletecektim. Konuştum usul usul duydular mı beni, dinlerdiler mi derin iç çekişlerinin rüzgarlarla ciğerleri doldurduğu anlarda sanki çarşaf gibi kıpırtısızdır deniz, yıldızlar okyanuslardaki bir başına gemi...Kopunca anlıkta olsa gerçeklerden düşler çözüldü belkiler, acabalar güneşin daha uzaklarına uçuverdi....
Hey gidi hey demek kolaylaştığı gece türkülere boğduk geceyi...Urfalardan paşalar geldi kırmızı güller açtı gesi bağlarında,arkdaşlarım oldu eşşeklerden unuttum utanmayı al yazmalı sevgiler ekin olunca bağlarda...
Neşelidir dünya...neşeli bakınca günün griye boyandığı görülen Taşlıca...
Neşelidir dünya,ıslak ve neşeli...

Hiç yorum yok: