9 Ekim 2010 Cumartesi

Sahanda yumurta ve çift sarılı sevda

Paslanmaz tava olarak yaşamaya çalışıyoruz hayatı.Çokca gün görüp hayata anlam kazandıran şeyleri bilir kişi edasıyla süzüyor ve karalıyoruz sayfaları.Kuşakları belimize dolayıp, o yaz dilli insanların sıcaklıklarını ılıştırarak leylak kokusuna talip olduğumuzu söyleyip duruyoruz. Sevdası yaz gibi olanlar, hiç düşünceleri yok gibi kirazları kurutarak İstanbul un işlek caddelerine gelmeye çalışıyorlar.
Gariplikler olurken gözlerim uykuyu yokluyor.Gözlerim mis’i yokluyor ancak arandıkça kıymeti artıyor ve bana uğramıyor aradıklarım.Meskenleri örümcek bağlamış, içinde insanlar özlemleri asmalı kartonpiyerlerde sallandırarak süs diye yüreklerine madalya belliyorlar.Kuzum bizi kandırıyorlar.Çevre çevre üzerimize attıkları ağları verilmiş ödül olarak yutturarak parmaklarımızdaki hareketsizlikten faydalanılıyor.
Yürekleri paslanmaz tavada tek yumurtada çift sarılı sevda umuduna haşlamak değilse nedir bu? Gün gelecek olacaklara bakın diyerek özlemleri, tereyağındaki koyu sarıya peşkeş çekiyorlar..ben düşümdeki güzel günlerde sayfalarıma hiç ayrılık yazmamıştım.Hep dilimin altında kendime fısıldadığım yemyeşil orman yollarında, mızrabınla, türkülerin arasındaki Yahya Kemal şiirlerine saklamıştım zamanı.Parmaklarımın arasında, dilim ucunda bir yazmaya koyulunca Orhanlarla oyun oynarcasına seviştiğim, kendimden geçtiğim hayalimdi bizli günler.Ne günlük mecmua dilini sarf ettim fısıltılarda, ne de şehir efendilerini argo lisanını tuttum içimde, sakladım tüm gerçeği kendime.
Durmak zamanı değil yutturmacalarını, her şey güzelken motive olmak adına kandık göründük. Yağmurlar biz er meydanlarındayken yağınca , yüzlerdeki gülümseyişler, mutlu ifadeler esmer yanaklardan süzülürek aktı, geride kalan bilmediğimizdi, öğrenmek nasip oldu gerçeği.
Ve insanların içi gibi değil maskelerin anlattıkları. Ortaköy’ün bilge havasından etkilenen sokak köpeklerinin asaletine şaşırıyoruz. Şehrin oksijeni az, dumanı bol kimyasal havalarında bilime yatkın olmak istedik.Yazarlar evi kafede pahalısından Türk kahvesini içerken gözlerime yazdığım yan masadaki sevdalı bakışları, çıkışta gürültülü kavgayla yüreğimden silmeyi ihmal etmedim.
Zor bilge adam havaları.Zor okuyunca birden çok anlamak.Sevdası ışık olanların yüreklerine dolacak sevda meleği sadece sev duygusuna ilişmiyor.Ve içime sinmiyor tükenmekten mutlu, tükenişe alkış tutanların sitemsiz bakışları.

Hiç yorum yok: