8 Kasım 2010 Pazartesi
Türkülerin YüRekLendirdiği AdaM
Ufukta Gökkuşağı Filmi
28 Ekim 2010 Perşembe
Yazmak dEğİL mEsELe
25 Ekim 2010 Pazartesi
EkMEK (eskilerden)
24 Ekim 2010 Pazar
Masal
21 Ekim 2010 Perşembe
İnsan OLduM!
18 Ekim 2010 Pazartesi
Üçten Önce
9 Ekim 2010 Cumartesi
Kahvehane Masası
Beşi bileşince adamların kahvehane masalarında
Ne memleket meseleleri çözülür ,
Dem vurur
Canları,
özlerine has ariflikle
sorarlar devletinin büyüklerine Ahmet kutsi nerdesinlerini,
Adamlar bilir,
Gerçeği arardı.
Hali gören,
duruşma sanığına yazıklar mı etmiş,
sessizleşir,
soluklar sonlarını tantanın
lafa yakınlar,
gelirler basiretsizliğe tıpış tıpış,
korur Adam vakur metanetini
Aç Kapıyı!
Sıcak dost rüzgar uğramaz sanırdım bu engebeli, dik vadiye.içimdeki heyecan, tozlu tabanlarıma haydi diyerek selamladı beni.diyemedim sen kimsin? Madem ırak yolların gelenisin, yanan ateşimin otur başına.Meşeden çay ikram edeyim.
- ”Anımsamadın beni, bilmiyorsun..ne önemi var ki! Gitmeye mahkum değil miyiz başka yerlere.” Dedi.”
- "Kapı yok.Uçunca ellerimin arasındasın.Ve o sensin” dedim deli rüzgara.Sen baş ucumdasın.Arananlar geldiğinde ben geldim demeyecek,hissedeceksin.Ve yine onu gözkapaklarında kıpırtıdabileceksin. Selam götür geldiğin yere.Selam Götür Geleceğim yere.Ayrılık demesen buna.
Sıcak dost sesi,ılgıt ılgıt dağlarda...Diyeceğim ansızın ben geldim. Aç kapıyı!
Sahanda yumurta ve çift sarılı sevda
GöRDÜM
Gördüm ki giderken bıraktığım gibi değil odam, masam, yatağım. Değişmiş sanki. Yokluğumda içi sızlayan oldu mu bilmem. Garip olmak, farkı yakalamak adına çarpışmamaya niyetli olunca güzel. Olması gereken ne varsa sayfalar dolusu yazılmaya söz verilmiş neler yok ki getirdiğim. Üzülmeye söz vermiş! Bende sanki sıkıntısını katmerlendirme görevini üslenen adam gibi aynı anda olduğum yere çakıldım. Varsın yanlış anlaşılsın sözüm. Ve varsın yanlışsa sıkıntıya kilitlenmeye başlasın. Kaparım gözlerimi ve usulca kapı eşiğinin altında saatleri kovalayarak yazılmayı bekleyen hikâyeleri raftan çıkarırım. Tozlu yollardan geldim diyerek duygunun sömürüsüne başlamamak için sakinim şimdi. Dönmemek, gitmemek ve gidememek... Pek çok olumsuz ifadeyi dağıtmak istemesem de kapı aralamak ve fırsatı sebeplerle sıralamak için saydım, döktüm.Mazeret kapısının nedensiz bekçiliğini yapmak içimdeki acayip yaratılışlı ruhun görevi mi bilmeden?
Gözler uykuya niyetleniyorsa alacaklılar gibi kapıya vurmaya alışmış birilerinin olduğunu sanışım psikopat özlemlerle tırnakların ölçüsünü kaçırmış olabileceğim anlamına gelmez sanırım. Sözde hiç bir şey umurumda değil...Farzı muhaller arenasında takıntısız havasına bürünmek istesem de kıpır kıpır oynayan, yerinde duramayan, titrek ellerimi gizleyemiyorum işte.İhtimallerde dahi yazılmasa da peşin görülen rüyaların bol kepçeden hayra yorularak yollara düşüleceğine kanaat getirişim hoş elbet. Fakat bilinç altındaki özlem duygusunu kazımak için haklı nedenleri sıralayıp duruyorum uzun vakit. Bu arada habersiz görünen dürtülerim heyecanlardan ne zaman ve hangi yollarla kurtulur kim bilir? Günlük yazarak yola çıkan adam sadece Pazar diliyle yazmaya devam ediyor ve yazıyor..
Hangi umudu yitik adam gelir ki Hasbağlar’a. Yeni varsayımlarım sonu her ne kadar gelmeyecek gözükse de buralarda kağıt kalem ayrısı gayrisi olmayan iki sıcak dost gibi göründü ilk anda. Uzun soluklu bakışla neler gördüm anlatamam. Tarifsiz desem abartı olur mu acaba? Kalem parmaklarımın arasında geometri ifade etmeyen belirsiz hareketler yaparken kendi kendime neler kurgulayabilirim sorusunu sordum. Kendi etrafında uçarken ateşin sevdasında düşen pervaneler gibi döneceğim hayallerin çevresinde.”Gel desem bilirisin gelirim.”ifadeleriyle yoğunlaşan, anlaşılma hevesinden yoksun dizeleri dökerken aslında uzaklarda paçavra saçmalarına sarmalanmış, tebessümlerimi cezbeden birileri var. Onların peşinde gelecek vuslatla edebi olmaktan vazgeçerek sade anlatımla neler yapılmaz? Yine istekliyim. Yalan yok taşacak ırmak gibi değilim yazarken. Fakat yazmaya mecbur bırakacak mucizevî sebepler üretmeye de çalışıyorum. Göründüğü gibi hissiz ve duygu yoksunu değilim. Sorular ardı sıra gelir mi bilmem? Ne diyorsa sorular eminim ki binlerce yıldır insanların arzusuyla tutuştuğu o mükemmellik arayışı, ezberimize biz doğmadan on binlerce yıl evvelinde girmiş bir şey, yeni değil. Görüyorsun ya kabul ve retleri en baştan ortaya koyma zorunluluğumuz varmışçasına ince ince anlatıyoruz güya. Kimin umurunda.
Sessizliğin yanı başında, Pekkan Tepe bakıyorum. Hani görev öncesinde neden ve nasıl çıktığımın ifadesinde zorlandığım tepe. Evet, kardeşim dediğim gibi o tepe artık benim için bir anlam ifade ediyor. Umurumda mı hayır bu da değil elbet. Kolayca kestirmeden yola çıkmayı başarıyorum içimde. Bilgisayar mantığı gibi kabul ve retlerle yaşamaya, esnekliği unutmaya başladım yine. Ey ruh gel ve düşüncelere can ver. Kasılan ellerim, soğuyan bedenime bildik sıkıntılar yüklerken tarihe geçmeye hazırlan yazar edasına mı bürünüyorum. Bana memleketimin inince çıkması zor tepesini, gelerek görme fırsatı düştü. Papazın ayinine benzeyen melodi alışılmışın dışında olunca onlarca kez dinleyişimi, tanımayan normal karşılamasa, şaşmam doğrusu. Paragrafları, toplamda çizdiğim dairenin içine sokunca ilham bulabilir misin? Ya yarıçapı 1 metre bir alanda 1 hafta geçirecek olsan? Diyelim ki karanlıkta, Kırmızı Dağın kuzeyindeki benim için esrarengiz mağaraların birinde güneş ışığı görmeden 1 ay geçecek olsa! Hayattan zayi olacak 1 ay mı, yoksa iradenin zaferi olacak 30 gün mü? Hangisinde kalemin coşar. Hurdacı edasıyla eskiler alarak, kursağında kalır her yeni şey. Dini bir vecibeyi yerine getirecek gibi sıkıştık diyebiliriz mekâna. Sızlanış tarzında hürmetsiz cümlelerin nedeni ondan. Pek mutlu edici olmayan haber ve görevlerden uzak olmak burada bulunuşun sevindirici olanı.
Neden suskun adam? Elini apış arandan çıkar ki titreyen dişlerinin çıkardığı sesi gizlemesini sağla. Evet kendinle konuşmaların derince verilmemiş hak gibi? Neler diyorsun? Ucuzcu pazarlara nihayetsiz özlem duyulmasının sonu yok mu? Ayakların gitmeyecek ilerilere. İsteksizliğin korkak damgasını alınlara etiketlemeden şişkin göğsünü artık boşaltmalı bay manyak? Hızla nefes alışların karşındaki, bazen bilinçaltındaki düşüncelerde kabul edilmek için değil mi? Evet uğraşımızın nedeni arka bahçedeki yeni yetme fidelerdeki sevinç naralarını fazlasıyla hak eden gençlik serzenişini hissettirmek için. Potansiyel olamamak ve eskimeye yüz tutmak korkusunu yutkunmak ? Bunu sanırım yapamayacağım. Sıradanlık damarlarımın içinde dolaşması mümkün gözükmeyen kan gibi.
Çekirdek tanelerinin diş arasındaki boşluğu dolduramayışına kızıyorsun. Bakma etraflıca.Esnek kullanımlı birçok kelime ezberinde olmasa halin yerinde olunca gül yapraklarının her birinde sayfalar dolusu sığabilir.
Boşalan su deposunun deliklerini kaplamak , depoya eski kalitesini kazandırmanın imkansızlığı gözüküyor.Öyle inanmışlığına kendisinin de tahammülü olmasa da botlarının ıslak ayaklara esans etkisi yapan dayanılmaz kokuya duyarsız kalıyor işte.Değiştir!Değiştir!Ve değiştir!
Burnuma yakan ekşilik içine kapanılacak bir yer buldu. Besmelesiz adamlarının bulunmadığı, küfürden kavgadan on binlerce metre uzakta .Huzuru mağara adamının ateşe hayranlığın anlatır gibi anlatıyordu. Okumuş olmak neyin sonucu? Okul sıralarının daimi üyesi olmak kırılan ümitlerin engeli değil mi? Adı yüksek olan okulların ardı sonu gelmez günlerin hapishane gibi mecburculuğuna takılmak bunu yapmayanlara karşı kazanılmış üstünlük mü?
SONRASI SONRA….
4 Ekim 2010 Pazartesi
Neşeli neşeli
26 Eylül 2010 Pazar
Nerdesin?
İçim ürpermeyle dolar:--- NERDESİN??
Arıyorum yıllar var ki ben onu,
Aşıkıyım beni çağıran sesin.
Gün olur sürüyüp beni derbeder,
Bu ses rüzgârlara karışır gider.
Gün olur peşimden yürür beraber,
Ansızın haykırır bana:--- NERDESİN??
Bütün sevgileri atıp içimden,
Varlığımı yalnız ona verdim ben,
Elverir ki bir gün bana derinden
Ta derinden bir gün bana "GEL" desin
22 Eylül 2010 Çarşamba
Say İnanmadıklarıma
yanaşınca sus sesleri
dinledik yutturmacaları
değildiler olası…
yem olur pek bilge ifadeler,
heveslerine,
su bardağı gözlük takanların
ortaköy ün güvercinli masalarında..
gagalarım bilgiyi
çiğner ağzında büyüterek,
yutmaz arif dili ekşiterek,
edeble kusar,
belki de bir ihtimal.
3000 metrede soğuktu beden,inince ısınır
çamurdur dağlar,
ıslak,
hamurlu,
aşınca
vücut paslanır.
unuturum entel havasını bahariyenin,
Kızılayın –meli – malılarına da
aşina değil hiç düşlerim
Yeter ki 4 telli sobam,
ayak uçlarıma yeter ben pistim desin
desin telefondan yüreğime yakın olan,
ben sana geldim yoktu sesin
desin çağrı yolları açılmıştı pembeleşen ufukla,
sarmıştı sevdam üzerini çöken sisle
Bildiğinde sardığını sevdicek hisle
Hangisinin yalanları allıdır,
süslü yaldızlarla yüreklere serpilmeye hazır,
Hangisinin bekleyişleri gün doğumuna gebedir
dışı düşler kaplı,
cam gibi buğusu ıslak sıcaklıklara aralı
Manalar türetilmek istenilen
Gider Canı elinde kıstırarak deyimleri cebine,
Ataların sözleri yavan ellerde,
Yavan eller gezmelerde…
Geçilir Yollardan
Ve kaçının içinden ellerim geçiyordu sebepler türeterek,
Be senle olmazlar biçilince
Ayaklarına dolandı Ömer Seyfettin kaftanları
Olur mu Kıssadan hisse hadisesiz masallar
Ve olur mu içine reçineler saçılmış,
Basit kelimelerden,
Kuzguncuğun fasit dairesinden
Eli elmaslı şairi çıkar mı?
pek uydurma masalların yaşanıldığı
gizemli Mahmut boğazından
Allahverdi’ye geçilir mi telsizle sorardık
biz uçar uçurumları komandoca,
uzaklara atlardık...
Be hey değince yüreklere umut salan adam,
Denizlerinde balıklar,
Sekerek mi yürür,
be hey gönlü eğri adam,
caddelerinde insanlar dalgalara
dikine mi bırakır kendilerini
Mavi aynanın İvan’a şiiri
Oynama kendicağızınla böylesine,
İşveli,
Sevgili sersemliğinle.
Bazı hayaller boşa çıkar
Bazısı,
Şiir değildiler hiç.
Değişmedin bilinmedin oysa
Ucuzcu yârin görüntüsü,
Sana elem verir başkalaşan siluetlerin koynunda
Avunsun ser-in
Başkalaşan mekânların yolunda.
Tadını almak uğuruna
Kalemin sessiz,
Yüreğin dağlanmış,
İnanmak gelmez içimde.
Gidenim var yelkenlide.
Hicve ne gerek!
Yol üzerinde umut,
Baş şaşınca vazgeçişine darılma
Yanılma alıngan yalnızlığa.
Zamanın zor geçer,
İçinde pişman bir sukut
Derdim sensin der durur
Bir heves ki olmayacakla heyecan bulur
Vazgeç ey gönül
Buda basit bir aşk
Bu da sade,
yitik,
Destina ruhlu bir amaç,
Sonu er geç dibini bulur
Okyanuslar gibi
Mis gibi,
Canda tüten kahve ekşiliği.
Yangınların mı var
Bak yer yer
Yağan yağmurla tanığım
bu soluk sona.
-
Yağmurun elleri vardı tutunduğum ıslak ve kaygan, Yağmurun yüreği vardı sevdasına çocukça vurulduğum... Bir yalnızlığı dillendirir gibi ...
-
Günümü bağbozumu hayalleri kaplamakta bu günlerde… Günümü baharın taze bereketini yağmur taneleriyle yeryüzünü hayra sarmaladığı günler so...
-
Canım bugün hiç çekmiyor vuruşmayı… canım hiç bugün mevzilere koşup siperlere uzanıp artsız mücadelelerin hesabına kaydolarak çarpışmayı çe...