22 Eylül 2010 Çarşamba

Say İnanmadıklarıma

yanaşınca sus sesleri

dinledik yutturmacaları

değildiler olası…


yem olur pek bilge ifadeler,

heveslerine,

su bardağı gözlük takanların

ortaköy ün güvercinli masalarında..

gagalarım bilgiyi

çiğner ağzında büyüterek,

yutmaz arif dili ekşiterek,

edeble kusar,

belki de bir ihtimal.


3000 metrede soğuktu beden,inince ısınır

çamurdur dağlar,

ıslak,

hamurlu,

aşınca

vücut paslanır.


unuturum entel havasını bahariyenin,

Kızılayın –meli – malılarına da

aşina değil hiç düşlerim

Yeter ki 4 telli sobam,

ayak uçlarıma yeter ben pistim desin

desin telefondan yüreğime yakın olan,

ben sana geldim yoktu sesin

desin çağrı yolları açılmıştı pembeleşen ufukla,

sarmıştı sevdam üzerini çöken sisle

Bildiğinde sardığını sevdicek hisle


Hangisinin yalanları allıdır,

süslü yaldızlarla yüreklere serpilmeye hazır,

Hangisinin bekleyişleri gün doğumuna gebedir

dışı düşler kaplı,

cam gibi buğusu ıslak sıcaklıklara aralı


Manalar türetilmek istenilen

Gider Canı elinde kıstırarak deyimleri cebine,

Ataların sözleri yavan ellerde,

Yavan eller gezmelerde…

Hiç yorum yok: